Hayata biraz ''action'' lazım!

27/2/2008 · Kategori: benim_ yazdiklarimm

Selamlaaaar!
Bu başlık bir hayli ilginç oldu galiba ama inanın aslında bu yazı için elimde çok fazla materyal bulunmamakta! ''Aksiyon'' ise önemli bir yer kaplar hayatımda! Vukuatsız günüm geçmez, iyi de olsa kötü de olsa mutlaka bir gün içerisinde kalbimin temposunu arttıracak ilginç bir olay yaşarım! Ve de halimden çok memnunum...Kişisel olarak ne düşünürsünüz bilemem ama herkese de böylesini öneririm. Yani fazla huzurlu şeyler istemeyin hayattan, sizi sakinlik ve huzurluluk değildir bence mutluluğa götüren,  bence sizi mutlu yapan gün içinde kafanızı bile kaşıyamayacak kadar yoğun olduğunuzu hissettiğiniz andır, bazen insana müthiş acayip gelen olaylar yaşamanızdır, ya da en azından yaşadığınızı düşünmenizdir! Bazen bunun önemini anlayamayan insanların eleştirilerine rastlarız orda burda, derler ki; ''Kendini yormak için mi uğraşıyorsun!''  Oysa insan kısacık zaman dilimlerinde ne de çok iş yapabildiğini gördüğünde daha da bağlı yaşamaz mı hayata? Herkesin bildiği gibi, yapacak bir şeyin yoksa nasıl geçer ki zaman?

Her neyse, bu maceralardan yoksun kalanlara en kısa zamanda mutlu bir hayata sahip olmalarını diliyorum ve asıl konuya geliyorum. Hayatı yukarıda bahsettiğim gibi yaşadığınızda bir nevi aksiyonlu bir hayatınız oluyor. Yani birileri bu yaşadıklarınızı izleseydi herhalde onun da kalbi sizin o olayı yaşadığınız andaki gibi güm güm atardı! Üstelik biz bunu yapıyoruz. Yani çeşit çeşit filmler, diziler seyrederken bu hissi tadıyoruz. Benim bu yazıda bahsedeceğim  konu bu. Aksiyon dolu filmler ve diziler!

Çoğu yerli insanımız aksiyon konusunda yabancı dizilerin 1 numara oldukları konusunda hemfikirler. Bana sorarsanız....Ben bu yabancı dizileri aslında izlemek istiyorum. Tanıdığım bir isim var, geçen yaz tam bir Lost fanatiği olmuştu. Hala da öyle sanırım. Onun sayesinde yanacı dizileri merak etmeye başladım, ama yaz gelene kadar kısmet olmaz herhalde o dizileri izlemek! Ancak yabancı dizilerin yanında ne kalır bilmiyorum ama benim aksiyon dizisine örnek verebileceğim takip ettiğim bir dizim var: Genco! Bu dizi yazın başlamıştı Kanal D'de. İlk bölümleri bence çok neşeliydi, çok güzeldi. Ama son iki aydır diziye kötü olaylar karıştırdılar. Tesadüflerin ardı arkası kesilmedi, yok o onun kardeşi, Genco'nun kardeşi kankasıyla çıkıyor, kardeşi olduğunu söyleyemiyor, kızın sevgilisi sanndığı o kurnaz adam kıza kızın haberi olmadan neler neler yapıyor...İşler karıştı yani! Ve tahminimce dizi birkaç bölümden sonra biter. İşte bu son bölümler dizinin en heyecanlı kısımları. Örneğin biz cumartesi akşamları genelde dışarıda oluruz, ama Genco sayesinde artık cumartesileri evde geçiriyoruz:) Her neyse, aksiyon derken demek istediğim buydu kısaca. Ayrıca senaristlerin de işlerinin gerçekten zor olduğunu belirtmek isterim. Akıllıca kurgulanmış bir merak olgusu var Genco'da! Gerçi her dizide var... Yabancı dizilerde daha üstün olduğuna ben de iannıyorum ve gerçekten o dizilerin de birgün mutlaka tadına bakmak istiyorum!

Yazıyı burda bitiriyorum arkadaşlar. Hepinize mutlu günler diliyorum.

NOT: Bir gün siteye yazının en başında bahsettiğim ''yaşam aksiyonları'' konusunda bir yazı yazacağımdan yüzde yüz emin olabilirsiniz! :)

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

Değerli BiR İnSaNa!

23/9/2007 · Kategori: benim_ yazdiklarimm

Merhaba arkadaşlar!!
Geçen seferki yazı biraz ciddi oldu biliyorum, ''Kibir'' üzerine yazmıştım, biraz da nasihat verir gibi oldu ama! Kusura bakmazsınız artık!
Şimdi de isterseniz ''değer'' üzerine konuşalım.
Bütün insanların başkalarının gözünde farklı bir adı var. Siz bazısı için ''iyi biri''siniz, bazısı için ''havalı'', bazısı için ''Çalışkan'' vesaire... Size insanoğlunun en çok merak ettiğii şeyi söyleyeyim mi? Aslında hepiniz biliyorsunuz tahminimce ama yine de söyleyeyim: Başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğü! Öyle değil mi sizce de? ''Acaba beni seviyor mu?'', ''Benim hakkımda ne düşünüyor?''  benzeri sorular bunun kanıtı değil mi? Ne kadar meraklıyız aslında!
''Değer''e gelince...Hani demiştik ya herkese başka bir şey ifade eder o kişi diye, bazılarına göre çok değerlidir, bazıları için önemli biridir, bazıları için sevdiği biridir ama onu kaybettiğind eçok büyük bir yokluk yaşayacağını düşünmez, bazıları için de beş para etmez bir insandır..
Hep ''İnsan birinin değerini kaybedince anlar.'' derler. Mantık olarak düşündüğümüzde doğrudur, ama bir de duygual tarafı var ki onu hiç sormayın...
Mesela haberiniz vardır önceden birinin gideceğinden. Sevdiğiniz biridir, hem de çok. Daha aylar vardır gitmesine, siz üzülürsünüz tabii ama bu kadar değerli biri için neden akmaz bir damla bile gözyaşınız? Tuhaf bir duygu bu, kimse anlayamıyor ki... Sırf kendinizi vicdanlı biri diye hissedin diye kendinize, ''Nasıl üzülmem ki.! Onunla çok zaman geçirdik, çok anılarımız var'' dersiniz. Bir tarafınız sizi zorla üzmeye çalışır sanki, ''O gidince çok üzüleceğim'' sözlerini ezberlemek için öyle zorlarsınız ki kendinizi... Üzülmeyi kim ister? Ama öyle değil işte... Neden mi? Onun gideceğini bile bile şimdiye kadar hiç üzülmediniz diye artık o insanı sevdiğinizden şüphe duymaya başlarsınız. Ve ona haksızlık yaptığınızı düşünürsünüz... İşte bu yüzden gideceği için çok üzülmek istersiniz, hatta bunu onun da görmesini... Ama hiç üzülemezsiniz. Çünkü bir tarafınız size bu sözleri ezberletmeye çalışıken diğer tarafınız da ''Ne güzel işte, ne olacak sanki giderse? Biz de rahatımıza bakarız...''  diye konuşur durur... Ama siz inatla diğer tarafı desteklersiniz. Oysa bu kendini boşu boşuna yormaktır. Üzülmek zaten yorucu, bir de kendi kendini üzmek nasıldır birdüşünün bakalım...

''Onunla çok zaman geçirdik, çok anıçlarımız var...'' Anılar... İşte herşey burada başlıyor ve bitiyor.  O kişi gitmeden önce kendinize onunla çok anınızın olduğunu söylersiniz ama nedense ''o anılar'' hiç aklınıza gelmez... Peki, şimdi önemli soru: Neden o kişi gitmeden önce bir damlacık bile ağlamayız da gittikten sonra bütün oda sel olur resmen? Anılar... Gitmeden önce o kişiyle ilgili hiçbir anımızı hatırlayamayışımız ve gittikten sonra ancak o anılar kafamıza dank ettiği için! O güzel günlerin değerini aklınıza getirmediğiniz sürece nasıl anlayabilirsiniz ki zaten? Yani... Öyle garip varlıklarız ki... Bazen hiç inanasım gelmiyor... Bir insan olayların gidişatına göre olacakları nasıl tahmin edemez ki... Neden insanların dğerini bilemz ki.. Yanında duran kişiyle günlerini dolu dolu yaşayamz ki... Onun sonsuza kadar yanında duracağından nasıl bu kadar emindir?
Tavsiyem şudur ki, sevdiğiniz insanlara hakettikleri değeri verin. SEvdiğiniz ve sizi seven herkese... Belli olmaz ki ne zaman gideceği... O yüzden ŞİMDİ! ''Yaşayacak çok şey vardı...'' dememk için... Her günü dolu dolu yaşamak ve asla kırmamak gerek o kişyi... İnanın şımartılmayı öyle çok hakediyorlar ki... Asla başkalarıyla kıyaslanmamalı o kişi, onunla yapılabilecek şeyleri başkalarıyla yapmamalı... Anıları da hiçbir zaman unutmamak gerek tabii, uzun zamandan sonra buluşulduğundan konuşulacak en güzel konu işte, daha ne... Unutmayın, değerli bir insan o!
Hoşçakalııııın!!!!!

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

Kibir...

12/9/2007 · Kategori: benim_ yazdiklarimm

Merhabalar!!
Artık yavaş yavaş değişik konulara değinmye başlıyoruz:) Bu yazının konusu da bencillik ve kibir olsun isterseniz... Yani gerçekten olgunlaşmış kişilerin en gıcık kaptığı davranışlar, öyle davranan kişilerin ise kendinde farketmediği davranışları...
Kibirli insanların çoğuna baktığınızda, bu insanların kibirli olduklarını farketmediklerini keşfedersiniz. Zaten nasıl farkedebilirler ki? Bir kere farketseler zaten bu davranışından vazgeçerlerdi... Ama kibirliliğin daha da kötüsü ne biliyor musunuz?  Kibirli birinin kendi davranışlarına hiç bakmadan başkalarına ''Ne kadar havalı biri!Çok kendini beğenmiş!'' demesidir. Eğer siz asıl bu kişiyi kendini beğenmiş buluyorsanız durum şöyle açıklanabilir: Eğer bu size havalı diyen kişi gerçekten kibirliyse, şu ana kadar hiç  bu yönünü keşfedememiş ve kendisinin öyle olmadığını düşündüğünden başkalarına bu sıfatı yakıştırmıştır ve insanları eleştirmiştir. Ya da  gerçekten mütavazi olduğunu düşünüyordur ve kibirli olmadığına gerçekten inanıyordur, ve işte o zaman da siz gerçekten kibirlisinizdir. Çünkü eğer bu kişi kendini ''Ben acaba kibirli miyim?'' diye baya bir eleştirmişse kibir sayılan davranışları adı gibi biliyordur ve bu durumda sizin davranışlarınızdan öyle olduğunuz kanısında haklıdır!

Buraya kadar tamam... Şimdi daha derinlere inelim... Eğer size ''Kibirli'' diyenler varsa onlara karşı çıkmayın, isyan etmeyin, kimseyi bir şeye inandırmaya çalışmayın... Kendinizi sorgulayın, ''Acaba gerçekten kibirli, kendini beğenmiş miyim?'' deyin... Davranışlarınızı gözden geçirin ve doğru cevabı bulmaya çalışın. Eğer gerçekten kibirli olduğunuzu düşünmeye başladıysanız sonunda, bu davranışınızdan kurtulmaya çalışın.''Kendinizi sevmekten vazgeçin!'' demiyorum, tabii ki hep kendinize güvenin, iyi olduğunuzu düşünün... Ama insanların kafasında böle bir imajınız oluşmuşsa kendinizi İÇİNİZDEN sevin... Başkalarına ''BEn mükemmelim'' diye haykırmanıza ne gerek olabilir ki zaten? Siz öyle haykırınca onlar da sizin mükemmel olduğunuzu mu düşünecekler sanki? Başkalarına kendinizi öve öve anlatmayın, havalı görünmemeye dikkat edin, ama içinizden de olsa hep kendinizi sevin! Bir iltifat geldiğinde ''SAçmalama canım!'' demeyin, o zaman da çok olumsuz olduğunuzu düşünecekler. Sadece gülümseyip teşekkür edin. Bu yeterlidir zaten.
Şimdi gelelim diğer şıkka... Diyelim ki uzun uzun düşündünüz ve kibirli olmadığınızın farkına vardınız. ''İnsanlar saçmalıyor!'' değil mi? Neyse, o zaman da kendinizi havalı değilmiş gibi göstermeye ÇALIŞMAYIN... Siz zaten öyle değilsiniz! Olduğunuz gibi davranın,  sizin hakkınızda böyle düşünmelerinin tek nedeni sizi yeterince tanımıyor olmalarıdır büyük ihtimalle. Ve BENCE, şu cümleyi herkese bağıra bağıra söylemekten çekinmeyin:   Benimle konuşmayanın, iki laf etmeyenin, ahbaplık yapmayanın ''BEn onu tanıyorum, söyle şöyle biri!'' diye etrafta konuşmaya hakkı yoktur!! Çünkü beni hiç tanımamaıştır!! Evet, bunu ''SEn kibirlisin'' diyenlere söyleyin!

Unutmayın... Siz istemediğiniz sürece kimse sizi üzemez!! 
Hiçkimse gözyaşlarınızı haketmez, onlara layık olan kişi ise sizi asla ağlatmaz!!
Kendinize iyi bakın!! :)

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

Biraz da nostalji...

10/9/2007 · Kategori: benim_ yazdiklarimm

Merhaba arkadaşlar!!
Sizlerle uzun zamandır görüşemiyoruz, kısmet bu güneymiş!!
Bu yazı, diğerlerinden çok daha farklı olacak. Konusu da ESKİLER...
Şu sıralar eskilere takmış durumdayım, yani yanlış anlamayın öyle 60'lara falan değil, çocukluğumuza... Mesela şu sıralar aynı ömrünün yarısına gelmiş insanlar gibi küçük bir çocuk gördüğümde kendi çocukluğum aklıma geliyor:) Yaşlanıyor muyuz ne:) Ve de aynı yaşlanmış insanlar gibi ''Bizim zamanımızda bu şarkı çok popülerdi, siz bilmezsiniz''  gibi durumlar oluyor ve habire o şarkıları dinliyorum:) Aslında bizden küçüklere ''Sen bilmezsin bunu'' diyerek hava atmak çok eğlenceli:) Şimdi bir eski günleri düşünün, mesela ben 6 yaşındaki halimi falan düşünüyorum... Ne kadar güzel günlerdi... Ve şimdi düşünün, o günlerde en büyük hayalimizdi büyümek oysa... Büyüdüğümüzde böyle kırılıp üzüleceğimizi bilsek büyür müydük hiç? Hep ''İnsanlar değişti'' diyoruz,  ''BEn değiştim'' yerine ''İnsanlar değişti''...  Oysa biz değiştik arkadaşlar, hem de çok değiştik!

Mesela geçen gün çocukluk(!) dergilerimi karıştırıyordum.  Oraya resmini gönderen birkaç kız vardı, kız o resimde 11 yaşında falan... 91 doğumlu... Ve o zaman da dedim ki, ''Bu kız şu an 16 yaşında...''  Ve o kadar şaşırdım ki, resimdeki o küçük kız şu an 16 yaşında... Kızın şu anki halini öyle merak ettim ki!  Ya inanılır gibi değil, yıllar ne çabuk geçiyor, ben de o dergiyi aldığımda 7 yaşındaydım... Şu an 13'e girdim... Pes! Bugün foto albümüne baktım, bir bebekle resmim var, çekildiğinde 7 yaşındaydım, o bebek şu an 6 yaşında! İnsanın inanası gelmiyor değil mi? Hele de o kişinin gelişim evrelerini sürekli takip etmiyorsan iyice şaşırıyorsun! Mesela beni uzun zamandır görmeyen biri beni gördüğünde ''Çok uzamışsın!'' der ama annem ve babam boyumun uzadığını fark etmezler bile!:)

Haaa, bir de özlemek olayı var... Mesela o çocukluğumun şarkılarını dinlerken ''Bu şarkıyı özlemişim'' demek ne kadar da güzel bir şey! Aynı şey diziler, filmler, reklamlar için de geçerli... Mesela şu an canım deli gibi ''Yılan Hkayesi'' seyretmek istiyor ama hiç vermiyorlar!

Son söz olarak  belki ileride torunlarımıza(!) ''Biz bunlarla büyüdük'' diyeceğiz  ve bizi ilgiyle dinleyecekler... Ve çok üzgünüm ki pek azı ilgiyle dinleyecek galiba... Çünkü malum, o günkü koşullarda onlara anlattıklarımız ilginç kaçar mı tartışılır! Ama en azından ilgi toplamaya çalışırız ki bizim o yaşlarda yaptığımız kötü şeyleri onlar tekrarlamasınlar, iyi olan şeyleri mutlaka denesinler, bizi örnek alsınlar diye... Eğer merak ederlerse ne yaşadıklarımızı ''Ne çılgın yaşantıları varmış!'' derler, merka etmezlerse eğer ''Amaaan napiim ben sizin gençliğinizi!'' diye söylenirler. Kimseye böyle çocuklar yetiştirmemesini diliyorum ve yazıyı burada bitiriyorum arkadaşlar! Haa, bu arada, bizi örnek alacaklar dedik ya, şu anda yaptıklarımız çılgınlıklarla çok mu iyi birer örnek sayılırız sizce:)
Kendinize iyi bakın:)

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

Kitap Önerleri

18/8/2007 · Kategori: benim_ yazdiklarimm

Arkadaşlar, merhaba!

Şu sıralar yazılarımın ardı arkası kesilmiyor çünkü hazır bilgisayara kavuşmuşken bari bloga yazı yazayım dedim...

 

Giriş cümlesi olarak şöyle başlayalım yazıya; şu sıralar çok güzel kitaplar okuyorum arkadaşlar! O kadar beğendim ki okuduğum kitapları size de tavsiye etmeliyim diye düşündüm. Yaz mevsiminde de ayrıca sıkılmamak için de çok güzel bir çözüm kitap okumak. Hem çok eğlenceli, hem de her kitaptan öğrenebileceğiniz bir şeyler vardır mutlaka.

 

Neyse, ben uzatmadan kitap önerilerine geçiyorum. Size  tavsiye edebileceğim ilk kitap İpek Ongun'un kitapları. Burada tek bir isim yazmam gerekti ama İpek Ongun'un bütün kitaplarını çok seviyorum gerçekten. Örneğin ilk olarak ''Bir genç kızın  gizli defteri'' adlı kitabını okuyabilirsiniz. Ardından da ;  Arkadaşlar Arasında (Bir genç kızın gizli defteri 2), Kendi Ayakları ÜsTünde (Bir genç kızın gizli defteri 3), Adım adım Hayata (Bir genç kızın gizli defteri 4) okuyabilirsiniz. Ben Bir genç kzın gizli defteri serisinden sadece bu saydığım dört kitabı okudum. Bu serinin 7 kitabı var. Onları da okumak için sabırsızlanıyorum.  Ayrıettenİpek Onmgun'un bu seri dışındaki Yaş On yedi ve Mektup Arkadaşları adlı kitaplarını da okumuş bulunmaktayım, onlar da gayet güzel... Biraz da konularından bahsedeyim.

Bir Genç kızın Gizli Defteri adlı kitapta Serra adında bir kız anlatılıyor. Daha doğrusu Serra'nın günlüğü var kitabın içinde. 15 yaşındaki Serra yaz tatili için gittiği Çeşme'de  tanıştığı yeni arkadaşlarıyla neler yaşıyor? Annesi ve babası neden garip davranıyor? Yani kısaca Serra tüm başından geçenleri anı defterine yazıyor! İkinci kitapta da Serra annesinin İstanbul'dan aldığı bir iş teklifi üzerine İstanbul'a yerleşmek zorunda kalıyor. En büyük problemi de yeni okulunda nasıl arkadaş edineceği... Arkadaşlarıyla maceralarını okuyunca çok eğleneceksiniz bence! Üçüncü kitapta da artık üniversite sınavlarına az bir zaman kalıyor ve Serra meslek tercihinde bulunmak için bu meslekleri denemek zorunda. Bu yüzden her hafta sonu bir şirkette çalışıyor, deneyim kazanıyor. Ama ben bu kitapta biraz da üzüldüm aslında, çünkü Serra'nın sınıfıylka birlikte gittiği Çanakkale gezisinde çok üzücü bir olay oluyor. Ne olduğunu sölemiycemmm!! Merak edin biraz:)  Ve geldik dördüncü kitaba... Burada da Serra üniversiteye başlıyor!! Arkadaşıyla birlikte ayrı bir ev tutuyorlar ve orada ikisi yalnız yaşıyorlar. Serra'nın arkadaşları yine çok eğlenceli:) Ama kitabı okurken en eğlendiğim kısım İNTİKAM, İNTİKAM!! Kitabı okursanız eğer ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Ama bu seriyi okumaya kesinlikle 1. kitaptan başlayın!!

 

Bu seriyi bitirdik, şimdi de Yaş On Yedi ve Mektup Arkadaşları'na geçelim. Aslında Mektup Arkadaşları diğer kitaplarına oranla biraz daha çocuksu. Ama fena da sayılmaz. Yaş On yedi ise çok güzel bir roman. Bomboş romantik hayalleri değil, tamamen gerçekçi sorunları ele alan bir roman.

 

İpek Ongun'u geçelim. Size diğer önerebilecğim kitaplar:

 

1)Benden Bu Kadar!

2) Okumayın Günlüğümü!

3)Eyvah Babam Kızacak!

4) Yalnız Kalmak istiyorum!

 

Bence en güzeli Benden Bu Kadar! İlk başta çok hafif durumlar var belki ama daha sonra olaylar öyle gelişiyor ki hızına yetişmek için sürekli okumak istiyorsunuz, çok heyecanlı oluyor.Okumayın Günlüğümü de güzel bir kitap, o kitabın içinde de bir kızın günl!üğü var ama o kısa kısa ve saat başı yazıyor neredeyse. Bu kitabın ikincisi de Eyvah Babam Kızacak! adlı kitap oluyor. O da gayet güzel... Yalnız kalmak İstiyorum'a daha başlamadım ama arka  kapak yazısı güzeldi;)

 

Mutlu günler dilerim hepinize :)

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

« Önceki ::