Piraye

17/6/2009 · Kategori: Yazi_Edebiyat_Siir

Kocaman bir merhabaaaaa !!
Her şey bitti sonunda, her şey! SBS, Özel Okullar Sınavı, konservatuarda solfej ve piyano sınavları... Bayağı rahatladım! Bu yaz neler yapacağım neler... Bol bol kitap-dergi okuyacağım, tatile gideceğim, yüzeceğim boyum uzayacak :) Tabii tercih gibi sıkıcı durumlar da olacak, piyano gibi yorucu olaylar da... Ama ben yine de eğleneceğim yeni müzikler, yerler, filmler keşfedeceğim :)

Arkadaşlar, birkaç gün önce Canan Tan'ın Piraye adlı kitabını bitirdim. Size biraz ondan bahsetmek istiyorum. Çok çok beğendiğimi söylemeliyim. Kitaba başladığımda beni hiç sıkamayan ama çok sıradan olaylardan bahseden bir eser diye düşündüm. Anlatılanlar ilk başta heyecanlı değildi, sıradandı ama hoştu.
Kitabın kahramanı Piraye 'yi çok şanslı bir kız bulmuştum, çok talibi vardı herkes peşinden koşuyordu :) Bu bakımdan anlatılanlar bayan arkadaşların hoşuna gidiyor:) Neyse ben kitap böyle sürüp giderken neler olacak diye bekliyordum. Sonra her şey çok çok ilginç bir hal almaya başladı. Şimdi burada kitabın özetini geçmek gibi olmasın o yüzden fazla söylemeyeyim! Ama şunu diyebilirim ki sonu gerçekten içimi acıttı. Son bölümlerini bir kitabı hiç bu kadar hızlı okumadığım kadar hızlı okudum. Bir ara ağlayasım geldi ama ağlayamadım! Kitap hakkında internettekiyorumlara baktığımda herkes Piraye'de geçen Diyarbakır'ı görmek için can atıyor. Ben fazla böyle bir isteğe kapılmadım ama bazen Piraye'nin Diyarbakır'da beraber yaşadığı insanlara sinirlendim. Tabii yanlış anlaşılmasın bunun Diyarbakır ve insanlarıyla hiç alakası yok, çünkü kitap hayal ürünü. Ama romanın sonundaki yazı olmasa romanın gerçek olduğuna inanacaktım! Bence mutlaka okuyun çok etkileneceğiizi garanti ediyorum!

Şimdi de şu dillerden düşmeyen ''Alacakaranlık''a başaldım. Henüz birkaç sayfacık okudum :) Herkesin çektiği gibi benim de ilgimi çeker diye düşünüyorum:) Bu arada Boleyn Kızı'nı, Mavi Saçlı Kız'ı, Yeşil Kiraz'ı, Seizinci Renk'i, ''Yaşar Ne Yaşar Ne yaşamaz'' ı da çok merak ediyorum :) Bu yaz okuyacağım onları da. Boleyn Kızı biraz kalın gözüküyor ama yine de akıcı diyorlar : ) Sizce ?

Yazmayı özlemişim arkadaşlar! Hoşçakalın en kısa zamanda yine görüşürüz:)  Yorum yazmayı unutmayın! :)

Kalıcı Bağlantı Yorum (6) Yorum yaz!

KitapLarn BüyüLü DünYası ... :)

30/9/2008 · Kategori: Yazi_Edebiyat_Siir

Merhaba arkadaşlarrr :)

Bu yazı karşılıklı bir yazı olsun isterim ben :) Ben size önereyim, söyleyeyim; siz bana önerin, söyleyin... Konusunu da tahmin etmek zor değil herhalde :) Kitaplar..!!  Bu aralar tam bir kitap kurduyum, testkoliğim, ödev bağımlısıyım :) Okulun, dershanenin yan etkileri bunlar :) Ne yapalım SBS  öyle istiyor ... Neyse arkadaşlar ben konuya gireyim fazla zamanım yok :)

Gerçekten kitap manyağı oldum. Şu sıralar güzel kitaplar keşfediyorum ve daha da fazla keşfetmek istiyorum. Bu noktada sizden  birkaç öneri rica etsem ?? Örneğin ben en son etkilendiğim kitapları söyleyeyim size.

Yazın...

* Önce Ben Sevilmeye Değerim'i okudum. Ulviye Alpay'ın çok açık, çok gerçekçi bir anlatımı var. Sanki o kitabı koskoca bir yazar değil de , genç karakterler yazmış gibi. Kitaptaki Su karakteri bana oldukça benziyor bu yüzden bu kitabı çok sevdim :) Herkese tavsiye ediyorum.

* Sonra Çalıkuşu'nu okumaya başladım. İtiraf edeyim, başları sıkıcı geldi. Üstelik başlarda her iki satırda bir kitabın arkasndaki  sözlüğe bakma ihtiyacı da hissediyordum :) Ama sonra direndim, kendimi zorladım ve ilk bölümlerden sıyrıldım. Ve inanamadım, artık güçlük çekmiyordum :) İnanamadığım başka olaylar da mevcuttu, eski zaman sonuçta ama Feride'nin kuzeniyle nişanlanması  çok şaşırtcı  değil mi sizce de ? Bu kitabı okuyacaklara tavsiyem, ilk başlarda sıkılırsanız sakın bırakmayın çünkü  güzel şeyler kaçıracaksınız :)

Sonra yaz bitti... Benim de zaten Çalıkuşu'nu bitirmem bayağı zaman almıştı. Eylüle  doğru ''Eroinle Dans'' a başladım. Yeni bitirdim bu kitabı da. Herkes okumalı diye düşünüyorum. Çok etkileyici, bambaşka hislere büründürüyor insanı... Ve bu kitap bir istisnaya yer veriyor. Ne mi ? Hep mutsuz , yalnız ve kötü bir geçmişi olan insanların eroine başlayacağı düşünülür. Oysa el bebek gül bebek büyütülmüş, mutluluğa doymuş insanlar da bağlanamaz mı o sevgiliye ? Mutlaka okuyun çok etkileneceksiniz. Yazarı Canan Tan...

Geçen gün de Neva adlı bir kitap satın aldık. Çok merak ediyordum bu kitabı, internetteki yorumlara baktığımda ''İnsanları bu kadar ağlatan, bu kadar sinirlendiren, bu kadar etkileyen bu kitap nasıl bir şey?'' diye merak ediyordum. Ve geçen seneden beri bu kitabı her yerde aramama rağmen bulamıyordum. Sonunda buldum!  Başlarına biraz baktım da, çok güzel değil gibime geldi. Bu kitabın asıl etkileyici yerinin sonu olduğunu ben de biliyorum ama ben o kadar sabırlı değilim ki :) Başları biraz sıkıcı ve pek akıcı değil. Bakalım zaman gösterecek!

Şimdi sizden ricam, bana kitap önermeniz :) Size yardım olsun diye seçenek de koyabilirim:) İster seçeneklerden birini, birkaçını seçin ve biraz eleştirin, ister kafanıza göre takılın :) Evet hangisii ? :)

a) Piraye- Canan Tan

b) Olasılıksız

c) Boleyn Kızı

d) Yeşil Kiraz- Gülten Dayıoğlu

e) Masumiyet Müzesi

İsteyenler Çalıkuşu, Ben Sevilmeye Değerim, Eroinle Dans gibi kitaplar için yorum da yapabilirler. Birazcık Neva'dan da çıtlatabilirsiniz tabii :)

Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerizzzz..!!! Sevgiler :)

Kalıcı Bağlantı Yorum (15) Yorum yaz!

Eğer...

20/7/2008 · Kategori: Yazi_Edebiyat_Siir

 Eğer ;

 O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...

 sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,

 ve O, her durduğunuz yerde duruyor,

 her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp,

 hüzünlendikçe ağlıyorsa...

 dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu

 bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...

 hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü,

 O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...

 her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O...

 her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...

 bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez

 özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,

 iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...

 iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...

 eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın

 O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...

 kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...

 özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...

 hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...

 O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme,

 vuslat sehere denkse...

 gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;

 bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...

 uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...

 dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,

 bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...

 Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,

 sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...

 ...o halde bugün sizin gününüz!..

 "Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

 Can Dündar

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

Mutluluğun Gizi

22/3/2008 · Kategori: Yazi_Edebiyat_Siir

Bir tüccar Mutluluğun Gizi'ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
            Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sarayda bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.
            Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizi'ni açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.

            "Ama, sizden bir ricada bulanacağım", diye eklemiş, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. "Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz."

            Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış. "Güzel, demiş bilge, peki yemek salonumda ki acem halılarını gördünüz mü?
            Bahçıvan Başı'nın yetiştirmek için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü?
            Kütüphanedeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?
            Utanan delikanlı hiçbir şey görmediğini itiraf etmek zorunda kalmış. çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.
            "Öyleyse git, evrenin harikalarını tanı", demiş ona bilge, "oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin."
            İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış.
            "Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?" diye sormuş bilge.
            Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.

            "Peki", demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, "sana verebileceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun Gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan."

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Çok tatlı bi yazı....:)

16/3/2008 · Kategori: Yazi_Edebiyat_Siir

Benim çok hoşuma gitti bu öykü, sizinle paylaşmalıyım diye düşündüm:) Ayrıca yaşanmış bir olaymış bu öykü. İyi okumalar!

Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken bir olay okuyor
- Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor.
- Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor.
- Zaman, yer ya da kişi kavramı yok.
- Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.
- Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor.
- Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor.
- Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor.
- Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde.
- Yürümüyor.
- Uykusu sürekli düzensiz.
- Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkessi uyandırıyor.
- Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazken ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor.
Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle bir hastanın bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar. Öğrenciler bunu yapmayacaklarını söylerler. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar.
Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar.
Fotoğraftaki hasta doktorun altı aylık kızıdır.


 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::